Genellikle Fizyoterapistlerin sadece kırık sonrasında, herhangi bir ortopedik problemde, bel-boyun fıtığında veya felç gibi nörolojik durumlar sonrasında devreye girdiğinin düşünüldüğünü kaydeden Engin, “Oysa bizim çok önemli bir uzmanlık alanımız daha var. Kardiyopulmoner Fizyoterapi, yani kalp ve akciğer sağlığı rehabilitasyonu. Biz Fizyoterapistler, hareketi, egzersizi tıpkı bir ilaç gibi kullanarak damarların yeniden esnemesini, kalbin daha az güç harcayarak daha ekonomik çalışmasını sağlayabiliyoruz. Kısacası, ilaçlar kimyasal olarak tansiyonu dengelerken, biz de egzersizle vücudun kendi fizyolojik mekanizmalarını devreye sokuyoruz. Egzersiz, kalp ve damarlarınızın gençlik aşısıdır. Düzenli egzersiz yapan bir hipertansiyon hastasının dinlenme sırasındaki tansiyonunda kalıcı düşüşler görebiliyoruz. Ki küçük gibi görünse de kan basıncında yaşanan 4-5 mmHg’lık kalıcı düşüşler, inme ve kalp krizi riskini yüzde 20 ile yüzde 30 oranında azaltıyor” diye konuştu.
“HAREKETİ HAYATIN İÇİNE YAYALIM”
Egzersizin sadece spor salonlarına veya özel kıyafetlere hapsedilmemesi gerektiğini söyleyen Engin, “Hareketi hayatın içine yayalım. Küçük değişimlerle başlayabiliriz. Asansör yerine merdiven kullanmak, otobüsten bir durak önce inmek veya otobüse bir durak sonra binmek, yakın mesafelere yürüyerek gitmek gibi örnekler sıralayabiliriz” dedi. >>>Haber Merkezi
