Sahneden Beyaz Perdeye İlk Adımlar
Kemal Sunal’ın hikayesi, Vefa Lisesi’nin koridorlarında filizlenir. Felsefe hocası Belkıs Balkır’ın, bu uzun boylu ve karakteristik yüz hatlarına sahip gencin içindeki cevheri fark etmesiyle sanatın kapıları aralanır. Kenterler Tiyatrosu ve Devekuşu Kabare’deki profesyonel deneyimleri, onun gözlem yeteneğini kusursuzlaştırır. Ancak asıl kırılma noktası, yönetmen Ertem Eğilmez’in onu keşfetmesiyle yaşanır. 1972 yapımı Tatlı Dillim filminde sadece birkaç dakika görünmesine rağmen, seyircinin ona verdiği tepki sinemanın yeni “ulusal starını” müjdeler.

Şaban Kültürü ve Toplumsal Eleştiri
1970’li yılların Türkiyesi; köyden kente göçün, ekonomik dar boğazın ve sınıfsal çatışmaların en yoğun hissedildiği dönemdir. Kemal Sunal, Hababam Sınıfı’ndaki “İnek Şaban” karakteriyle saf ve temiz bir öğrenci ruhunu temsil ederken, sonraki yıllarda bu tiplemeyi toplumsal bir silaha dönüştürür.
-
Kibar Feyzo ile feodaliteye ve ağalık düzenine en sert eleştirileri yöneltir.
-
Çöpçüler Kralı ve Kapıcılar Kralı ile büyükşehrin arka sokaklarındaki “küçük insanın” ayakta kalma mücadelesini belgeler.
-
Zübük filmiyle, Türk siyasi tarihindeki popülizm ve fırsatçılığı adeta bir neşter gibi deşer.
Onun canlandırdığı karakterler aslında hepimizdir: Ezilen ama zekasıyla sistemin açıklarını bulan, haksızlığa uğrayan ama onurunu kaybetmeyen, her şeye rağmen “gülmeyi” başaran Anadolu insanıdır.

Akademiyle Taçlanan Bir Kariyer
Kemal Sunal sadece bir güldürü ustası değil, aynı zamanda işine entelektüel bir derinlikle yaklaşan bir araştırmacıdır. Yarım bıraktığı üniversite eğitimini 51 yaşında tamamlaması, onun disiplininin en büyük kanıtıdır. Yüksek lisans tezini bizzat kendi sineması üzerine yazarak (TV ve Sinemada Kemal Sunal Güldürüsü), popüler kültürün akademik bir değer taşıdığını kanıtlar.
Sessiz Bir Veda ve Sonsuz Bir Miras
3 Temmuz 2000 sabahı, uçak korkusu olmasına rağmen işine olan bağlılığı nedeniyle bindiği uçakta geçirdiği kalp krizi, bir devrin sonu olur. Ancak o gün Türkiye’de hayat dursa da, Kemal Sunal’ın mirası asla eskimedi. Bugün hala televizyonu açtığımızda bizi karşılayan o sıcak gülümseme, sadece bir nostalji değil; bu toprakların ortak vicdanı, neşesi ve tesellisidir.
O, Türk sinemasının “gülerken düşündüren” en büyük filozofu, halkın hiçbir zaman eskimeyecek olan öz evladıdır.>>>Şahan KARTAL –
