Ana Sayfa Arama Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Çanakkale, yok denilen bir milletin yeniden dirilişidir

Afyon Kocatepe Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Ahmet Altıntaş, Çanakkale Savaşları’nın 111. yılı dolayısıyla önemli değerlendirmelerde bulundu.

Afyon Kocatepe Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü öğretim üyesi

Çanakkale Savaşları’nın anlamı ve Türk milleti için önemine dikkat çeken Altıntaş, savaşın yalnızca askeri bir mücadele değil, aynı zamanda bir milletin yeniden varoluşunun simgesi olduğunu ifade etti.

Altıntaş, “Çanakkale savaşları bittiği, yok oldu denilen bir ulusun tarihe yeniden not düşmesinin tarihidir. Malum Balkan Savaşları esnasında Osmanlı Devleti ağır bir yenilgi almıştı. Dolayısıyla bu Türk askeri açısından, Türk ordusu açısından asla kabul edilemeyecek bir durumdu. Dolayısıyla 1. Dünya Savaşı çıktıktan sonra Osmanlı Devleti’nin hayatta kalması açısından Çanakkale ve İstanbul Boğazları son derece önemliydi. İtilaf devletleri İngiltere, Fransa ve Rusya bunu çok iyi bildiklerinden dolayı Osmanlı Devleti’nin bir an önce savaştan çekilmesi ve Rusya’ya yardım ulaştırılması amacıyla, özellikle İngiltere’nin baskısıyla Çanakkale Cephesi açıldı” dedi.

İtilaf Devletleri’nin kısa sürede zafer kazanacaklarını düşündüğünü belirten Altıntaş, “Çanakkale Cephesi’ne geldikleri zaman ‘3-5 gün içerisinde bu cepheyi geçeriz, İstanbul’da kutlamalarımızı yaparız’ diye düşünüyorlar. Hatta Churchill, bir İngiliz denizaltısının periskopu boğazda göründüğü anda Türklerin kaçacağını ifade ediyor. Ancak Çanakkale savaşları Türk ordusunun tarih sahnesine o bilinen karakteriyle yeniden dönüşünün savaşıdır” ifadelerini kullandı.

Başta Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere cephedeki askerlerin motivasyonuna değinen Altıntaş, “Yahya Çavuş, Bigalı Mehmet Çavuş gibi isimlerin hatıratlarına baktığımızda ‘Balkan utancını bir daha yaşamak istemiyoruz’ düşüncesiyle hareket ettiklerini görüyoruz. Bu motivasyonla ‘varımızla, canımızla, kanımızla bu savaşı kazanmamız lazım’ anlayışı hâkimdi” dedi.

Çanakkale’nin bir imparatorluğun son imzası olduğunu da vurgulayan Altıntaş, “Bu savaş bir imparatorluğun tarihe attığı son imza olarak da değerlendirilebilir. Mustafa Kemal Atatürk’ün ‘Ben size taarruzu değil, ölmeyi emrediyorum’ sözündeki ruh da buradan gelmektedir. Dünyada ölmeyi göze almış bir askerden daha güçlü bir silah yoktur. Vatan savunmasının verdiği güç ve motivasyon, Türk ordusunun Çanakkale’de Conkbayırı, Kocaçimentepe ve Anafartalar’da gösterdiği başarıların temelidir” diye konuştu.

Çanakkale Savaşları’nın topyekûn bir mücadele olduğuna dikkat çeken Altıntaş, “Bu savaş, iç cephe ile dış cephenin, yani siperlerde savaşanlarla milletin gönül birliği yaptığı bir savaştır. Kadınıyla erkeğiyle, doğusuyla batısıyla toplumun her kesimi Çanakkale’de elinden gelenin en iyisini yapmıştır. Bu vesileyle başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, Çanakkale’de ve Milli Mücadele’de hayatını kaybeden tüm şehitlerimizi ve gazilerimizi rahmet ve minnetle anıyorum” ifadelerini kullandı.

Çanakkale, Büyük Taarruz’a giden yolun başlangıcı

Çanakkale Savaşları ile Kurtuluş Savaşı ve Büyük Taarruz arasındaki bağlantıyı da değerlendiren Altıntaş, sürecin bir bütün olduğunu vurguladı.

Altıntaş, “Çanakkale Savaşları aslında Büyük Taarruz’a giden yolun başlangıcıdır. Türk Milli Mücadelesi 1914’te başlıyor. Yok edilmek istenen bir millet var. 1. Dünya Savaşı bunun başlangıcı, Çanakkale bunun direncidir. ‘Biz yok olmak istemiyoruz’ dediğimiz ilk aşama Çanakkale’dir. Ancak Çanakkale Savaşları, 1. Dünya Savaşı’nın genel sonucunu değiştirmedi. Osmanlı orduları diğer cephelerde geri çekilmek zorunda kaldı ve 1918’de Çanakkale Boğazı işgal edildi” dedi.

Büyük Taarruz’un ise bu işgale verilen en güçlü cevap olduğunu ifade eden Altıntaş, “Büyük Taarruz, emperyalist güçlerin Türk milletinin boğazına sarılan elinin kırılmasıdır. Mustafa Kemal Atatürk’ün ‘Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır. O satıh bütün vatandır’ sözü, Çanakkale’deki ‘ölmeyi emrediyorum’ sözünün stratejik ifadesidir. 26 Ağustos 1922’de başlayan Büyük Taarruz’un 9 Eylül 1922’de İzmir’in kurtuluşuyla sonuçlanması, Türk milletinin yeniden özgürlüğüne kavuşmasının askeri anlamda tescilidir” şeklinde konuştu.>>Mustafa BAYER