Uzmanlar, Hürmüz Boğazı’nda yükselen tansiyonun küresel dengeleri doğrudan etkileyebilecek boyuta ulaştığını vurguladı. ABD ile İran arasında yürütülen diplomatik temasların, kalıcı bir barıştan ziyade kontrollü bir gerginlik süreci olabileceği ifade edildi.
KRİZ KONTROLLÜ AMA BELİRSİZLİK YÜKSEK
Değerlendirmelerde, sahada doğrudan büyük bir çatışma yaşanmamasına rağmen tarafların pozisyonlarını güçlendirdiği belirtildi. Bu durum, krizin bilinçli şekilde yönetildiği yorumlarını beraberinde getirirken, ortaya çıkabilecek sonuçların öngörülemez olduğu vurgulandı. İran’ın hem Hürmüz Boğazı üzerindeki etkisini artırmaya çalıştığı hem de Körfez’de ABD müttefiki ülkelere yönelik baskı kurarak stratejik üstünlük sağlamayı hedeflediği dile getirildi. Uzmanlara göre, İran tek başına boğazın hâkimi olmasa da attığı adımlarla fiili bir güç alanı oluşturuyor.
İÇ SİYASETTE “BEKA” ETKİSİ
Programda dikkat çekilen bir diğer başlık ise İran iç siyasetiydi. Geçmişte sokaklarda aktif olan muhalefetin, kriz ortamında devletin bekası söz konusu olduğunda daha millî bir duruş sergilediği ifade edildi. Bu durumun, ABD ve İsrail cephesinin beklentilerini karşılamadığına dikkat çekildi.
ÇİN DETAYI GÖZDEN KAÇMIYOR
Uzmanlar, krizin arka planında Çin faktörünün de bulunduğunu belirtti. İran’ın Çin ile geliştirdiği ekonomik ve stratejik ilişkilerin, enerji ve ticaret hatları üzerinden yeni bir güç dengesi oluşturduğuna vurgu yapıldı.
HER AN YENİ BİR KIRILMA YAŞANABİLİR
Sonuç olarak programda, mevcut durumun kontrollü bir kriz yönetimi ile büyük bir çatışma ihtimali arasında hassas bir dengede ilerlediği ifade edildi. Tarafların henüz doğrudan bir adım atmamasına rağmen, bölgedeki gerginliğin her an yeni bir kırılma noktasına ulaşabileceği uyarısı yapıldı. Gözler şimdi Hürmüz Boğazı’nda yaşanacak gelişmelerde… Sıradaki hamlenin kimden geleceği ise merak konusu. >>>Berna TÜRKSOY
