26 yıldır bu şehirdeyim. Ekonomi muhabirliği köklü bir gazeteci olduğum için şehrin ekonomik alt yapısını yıllardır gözlemleyen şanslı gazetecilerden birisiyim. Bu güzel Afyonkarahisar’ı yıllardır anlatıyoruz. Sucuk diyoruz, kaymak diyoruz, termal diyoruz. Biz Afyon’u anlatıyoruz ama Afyon’un gerçeklerini değil. Şimdi okuyacağınız bu yazı, titizlikle irdelediğim üniversite tezleri, resmi raporlar ve yine resmi verilerden harmanlayarak ve hiçbir şahsi yorum katmadan, akademik görüşlerin en basit anlatımıyla EKONOMİA sayfası okuyucularımızın bilgisine hazırladığım bir araştırma dosyasıdır.
AFYONKARAHİSAR ZENGİN BİR ŞEHİR AMA
Evet, ama diyorum çünkü şundan dolayı: Gayri Safi Yurtiçi Hasıla (GSYH) rakamlarına göre yıllık hasıla İlimizde 8.637 dolar, Türk Lirası cinsinden 336.256 TL. 2024 verilerine göre Türkiye’de 44. sırada yer alıyor. TR 33 Bölgesi ve TÜİK raporlarına baktığımızda, Ege Bölgesi’nin tümünde de en düşük kişi başına hasıla ne yazık ki Afyonkarahisar’a ait. Kesinlikle bunu nüfusa göre düşünmeyelim. Nüfusu bizden fazla olan iller de bu pay yüksek seviyelerde olabiliyor. Peki “neden?” sorusunun cevabı nedir derseniz; cevap tümüyle tek bir noktada saklı: Sanayi ve üretim… Başka bir yerde aramayın cevabı.
RAPORLARA GÖRE SORUN ŞU
Toprağının altında mermer var. Tarlasında haşhaş var. Kesimhanelerde tonlarca et kesiliyor, toprağının altında sıcak su var. Milyarlarca adet yumurta üretiliyor, şekerleme ve lokum dillere destan. Ama sonuç? Türkiye ortalamasının altında gelir. Sorun şu: Birçok üniversite tezinde karşımıza net bir fikir çıkıyor; o da bu şehrin zenginliğini işleyememesi. Bakın, büyükbaş hayvancılık güçlü, kırmızı et üretimi yüksek. Ama ne oluyor? Canlı hayvan ya da karkas et olarak çıkıyor. Yani katma değer, yani işlenerek markalaşmış ve üzerine marka değerinin eklenerek karın yükseldiği sistem oluşmuyor. Mevcut bu noktada ciddi marka değerine sahip olan işletmelerimizin pazar payları, il GSYH sisteminde bir porsiyon pirinç pilavının içerisinde bir tatlı kaşığı gibi kalıyor. Önemli olan, bir porsiyon pirinç pilavının hepsini bu şekilde olmasını sağlamak. İşte birçok bilimsel görüş bunu ifade ediyor.
TÜM SİSTEM İÇİN AYNI DİYEBİLİRİZ
Anlatmış olduğum yukarıdaki sistem, bugün yumurta sektöründe, süt ürünleri sektöründe de bulunuyor. Öte yanda güzel olan ise şekerleme sektöründe son yıllarda ulusal markalaşma noktasında güzel adımlar görmemiz. Afyon lokumunun ününün artık Türkiye’den sonra küresel anlamda da çıkması, bu sektöre olumlu katkı sağladı. Aynı şekilde haşhaş ürünleri ve inovasyonları son yıllarda ciddi anlamda güzel gidiyor.
MERMERCİLER ÇOKTAN FARK ETTİ
Mermer sektörüne gelince, onlarda uzun yıllar boyunca mermerin işlemesini yapıp yurt dışına göndermekle devam etti. Yıllar boyunca ciddi anlamda para kazanıldı. Taş dediğiniz şeye bakış, bizden daha değerli yurt dışında. Yaklaşık son 15 yıldır bu noktada mermer sektörü üretirken çok gözlem yaptı ve araştırdı. Burada büyük bir emekle işlenen ürünleri yurt dışında daha yüksek bir ücrete satıldığını gördü ve markalaşmanın önemi burada ön plana çıktı. Bakınız, Afyon mermer sektörünün bilinen markaları bugün dünyanın dört bir tarafındaki fuarlara çıkarma yapıyor. Kendi markalarını küresel bir marka haline getirme noktasında ciddi çaba sarf ediyorlar. İşte bu ivmenin tüm sektörlerimize kayması şart. İşte o zaman üretim daha fazla artacak, istihdam artacak, kişi başına GSYH daha yukarı çıkacak.
ÜRETİM VAR AMA MARKALAŞMA DAHA FAZLA OLMALI
Yani Afyon’da üretim var ama değer üretimi yani marka noktasında daha fazlalaşma yok. Toptan satayım, birkaç sağlam alıcım olsun, riske girmeyeyim noktasında bir işleyişimiz var. Gelelim daha derine: Yer altı suları sessizce çekiliyor. Her yıl metre metre aşağı iniyor. Peki biz ne yapıyoruz? Daha fazla sondaj, daha fazla tüketim. Termal şehir diyoruz. Âmâ bazı kaynaklarda debi düşüyor, sıcaklık azalıyor. Altımızdaki zemin bile yavaş yavaş değişiyor. Hadi oradan diyenler araştırsın; Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın verileri açık ve net; her şey orada yazılı.
BU ŞEHİRDE ŞU VAR
Afyon’un değişmez net bir gerçeği var: Bu şehir yüksek riski sevmez, yatırım yapar ama güvenli yapar. Büyütmez, korur. Arsa alır, ev alır. Kazancı daha fazla üretime ve büyümeye tümüyle aktarsa her şey değişir; ama dediğim gibi risk almayı sevmez. Son olarak, 26 yıldır bu şehirde yaşayan bir ekonomi muhabiri gazeteci olarak net gözlemimi ifade ederek yazının sonunu bağlayayım: Bu şehir çalışır. Bu şehir üretir. Bu şehir ayakta durur. Ama bu şehir, kendini böyle bir kavşak zenginliği karşısında büyütmez; onu da yavaş yavaş yapmak ister. Kimse gücenmesin lütfen ama böyle.

YORUMLAR