Kırıntı altın; milimetre altı boyutlarda, çoğunlukla dere yataklarında, alüvyon birikintilerinde bulunan ince taneli altın parçacıklarıdır.
Kayaların içinde bulunan altın, milyonlarca yıl boyunca doğanın sabırlı çalışmasıyla serbest hale gelir. Yağmur kayaları çatlatır, rüzgâr yüzeyleri aşındırır, akarsular parçaları taşır. Bu süreçte altın, ana kayadan koparak dere yataklarına kadar yolculuk eder. Ağır olduğu için suyun yavaşladığı noktalarda dibe çöker ve kumların arasında birikir.
Altın fiyatlarının yüksek seyretmesi ve uzun vadede değerini koruyan bir yatırım aracı olarak görülmesi, dere yataklarındaki bu doğal birikimlere olan ilgiyi artırmaktadır. İnsanlar için bu durum hem ekonomik hem de psikolojik bir çekim alanı oluşturur. Küçük bir ihtimal bile, keşif duygusunu harekete geçirmeye yetmektedir.
Adına ister hafta sonu aktivitesi diyelim, ister ek gelir arayışı… Dere kenarında altın aramak giderek daha fazla insanın dikkatini çekmektedir. Kimi için bu doğayla iç içe geçirilen keyifli bir zaman, kimi için ise sabırla sürdürülen küçük ölçekli bir kazanç umududur. Her iki durumda da ortak nokta, kumların arasında saklı o küçük ışıltıyı bulma heyecanıdır..
İşin teknik detaylarına burada özellikle girmeyeceğim. Çünkü bugün bu konunun en çok konuşulan tarafı mühendislik hesapları değil, sosyal medyada oluşturulan algı. Özellikle “sosyal medyada” kırıntı altın aramayı daha cazip göstermek için paylaşılan abartılı videolar ve dikkat çekici fotoğraflar yeterince var.
Kırıntı altın aramanın yasal boyutuna gelince, konu sanıldığından çok daha nettir. Altın aradığınız dere üzerinde geçerli bir maden ruhsatı varsa, o sahada yapılan üretim ruhsat sahibine aittir. Yani “ben sadece hobi amaçlı bakıyordum” demek hukuki durumu değiştirmez.
Eğer ilgili alanda ruhsat yoksa, bu durum altın aramasının serbest olduğu anlamına gelmez; yer altı kaynakları devletin hüküm ve tasarrufu altındadır. Dolayısıyla izinsiz üretim yine hukuki sorumluluk doğurur.
Maden Kanunu bu konuda açık hükümler içerir ve izinsiz arama ya da üretim faaliyetleri idari para cezalarından başlayıp, durumun niteliğine göre adli yaptırımlara ve hatta hapis cezasına kadar uzanabilen sonuçlar doğurabilir.
Gerekçesi ne olursa olsun, ister bir hobi, ister merak, ister sadece biraz nefes alma ihtiyacı… Sevdiğimiz insanlarla ya da zaman zaman kendi başımıza doğada vakit geçirmek her zaman kıymetlidir.
Şehrin gürültüsünden uzaklaşıp su sesini dinlemek, toprağa basmak ve gökyüzüne daha uzun bakabilmek çoğu zaman bulunacak birkaç parıltıdan daha değerlidir. Çünkü asıl kazanç bazen elde edilen değil, hissedilendir.
Kısacası, masum bir hafta sonu merakı olarak başlayan bir süreç, gerekli izinler ve hukuki durum araştırılmadan yürütülürse istenmeyen cezai sonuçlarla karşılaşmaya neden olabilir. Doğada geçirilen keyifli bir günün, hukuki bir sorunla gölgelenmemesi için yasal çerçeveyi bilmek ve buna uygun hareket etmek büyük önem taşır.

YORUMLAR