Türkiye turizmi denildiğinde akla ilk gelen görüntüler bellidir; deniz, kum, güneş ve sahil otelleri…
Uluslararası fuarlarda, reklam kampanyalarında, tanıtım filmlerinde ve dijital mecralarda yıllardır aynı destinasyonlar ön plana çıkarılıyor. Antalya, Bodrum, Marmaris ve Ege kıyıları elbette ülkemizin önemli turizm merkezleridir. Ancak Türkiye turizmi bunlardan ibaret değildir.
Bugün Afyonkarahisar, Sandıklı, Kütahya, Yalova, Sivas, Nevşehir, Erzurum ve benzeri birçok şehir de ülke turizmine katkı sağlamakta, istihdam oluşturmakta ve yatırım çekmektedir.
Daha da önemlisi bu şehirlerde faaliyet gösteren turizm işletmeleri de diğer bölgelerdeki işletmelerle aynı vergileri ödemektedir.
İşte tam da burada önemli bir soru ortaya çıkmaktadır:
Aynı vergiyi ödüyorsak neden aynı ölçüde tanıtılamıyoruz?
Bugün konaklama vergisi Türkiye’nin her noktasında uygulanmaktadır. Ancak bu verginin geri dönüşü konusunda bölgesel bir adaletin varlığından söz etmek oldukça güçtür.
Özellikle termal turizm merkezleri bu durumun en somut örneklerinden biridir.
Afyonkarahisar yalnızca bir termal şehir değildir. Frig Vadileri, tarihi mirası, gastronomisi, doğal güzellikleri, kültürel değerleri ve sağlık turizmi potansiyeliyle dünyanın dikkatini çekebilecek özelliklere sahiptir.
Sandıklı ise binlerce yıllık termal kaynakları, Hüdai Kaplıcaları, doğal çamur banyoları ve sağlık turizmi altyapısıyla Türkiye’nin önemli termal destinasyonlarından biridir.
Ancak uluslararası tanıtımlara baktığımızda bu değerlerin yeterince yer bulamadığını görüyoruz.
Turizm Tanıtım ve Geliştirme Ajansı’nın (TGA) yaptığı çalışmalar elbette kıymetlidir. Ancak Türkiye’nin tanıtımı sadece sahil turizmi üzerinden yürütüldüğünde ülkenin sahip olduğu büyük potansiyelin önemli bir bölümü görünmez hale gelmektedir.
Oysa sağlık turizmi, termal turizm, kültür turizmi, gastronomi turizmi ve doğa turizmi artık dünya turizminde hızla yükselen alanlardır.
Bugün Avrupa’da milyonlarca insan deniz tatili için değil; sağlık, rehabilitasyon, kültür ve deneyim odaklı seyahat etmektedir.
Afyonkarahisar tam da bu taleplere cevap verebilecek şehirlerden biridir.
Bu nedenle konaklama vergisinin yeniden değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum.
Vergi oranları;
– Bölgelere göre,
– Turizm türlerine göre,
– Yıldız sınıflarına göre,
– İşletme belgelerine göre,
yeniden düzenlenmelidir.
Ayrıca toplanan vergilerin belirli bir bölümü, o bölgenin tanıtımına ve turizm altyapısına geri döndürülmelidir.
Örneğin Afyonkarahisar’dan elde edilen turizm gelirlerinin bir kısmı;
– Uluslararası termal fuarlara,
– Yabancı basın tanıtımlarına,
– Dijital reklam kampanyalarına,
– Direkt uçuş çalışmalarına,
– Kültür ve gastronomi etkinliklerine,
aktarılmalıdır.
Çünkü tanıtım olmadan turizm gelişmez.
Turizm gelişmeden yatırım büyümez.
Yatırım büyümeden istihdam oluşmaz.
Bugün sektörün en büyük sorunlarından biri de personel bulamamaktır.
Turizm çalışanları için lojman destekleri, eğitim bursları, mesleki gelişim programları ve istihdam teşvikleri hayata geçirilmelidir.
Konaklama vergilerinden elde edilen gelirlerin bir kısmı doğrudan turizm çalışanlarına ve sektörel eğitimlere aktarılmalıdır.
Unutulmamalıdır ki güçlü turizm sadece güzel otellerle değil, nitelikli çalışanlarla mümkündür.
Artık Türkiye turizmini yalnızca deniz, kum ve güneş ekseninde değerlendirme dönemi geride kalmalıdır.
Yeni dönemde sağlık turizmi, termal turizm, kültür turizmi ve gastronomi turizmi daha fazla desteklenmelidir.
Çünkü Afyonkarahisar’ın, Sandıklı’nın ve Anadolu’nun sahip olduğu değerler sadece Türkiye’nin değil, dünyanın tanıması gereken zenginliklerdir.
Aynı vergiyi ödeyen her destinasyon, tanıtımdan da eşit pay almalıdır.
Turizmde gerçek sürdürülebilirlik ancak bu anlayışla sağlanabilir.

YORUMLAR