Bundan 10 yıl önce üniversitedeyken, bir arkadaşımın hediye etmesiyle Mossad’ın meşhur ajanı Eli Cohen ve Suriye günlerini anlatan kitabı okumuştum. Kitaba başladığımda Cohen’in nasıl ajan olduğu, Mossad ile nasıl tanıştığı gibi yüzeysel konular anlatılıyordu. Ancak kitabın ortalarına geldiğimde şaşkınlığım ve merakım giderek artmaya başladı.
Mossad’ın bir ajanı nasıl yetiştirdiğini, onları hangi eğitimlerden geçirdiğini okudukça kitaba olan ilgim daha da arttı. Mossad bir elemanını nasıl yetiştiriyor, neleri empoze ediyor; bu sorular kitapta derinlemesine işleniyordu. Suriye’ye gidecek olan Cohen’in nasıl eğitimler aldığını okuduğumda kendi kendime, “Bu terör devleti bu işi biliyor” demiştim.
Kitle iletişim araçları yerine kendi buldukları şifreler ve kısa kodlarla haberleşmeleri, Suriye bölgesinde yaşayan vatandaşların konuştuğu dilin lehçe ve şivesini öğrenmek için 7 yıl eğitim almış olması özellikle ilgimi çekmişti. Kitabı kısa bir süre içinde bitirdim. Açıkçası kitap bende derin bir etki bırakmıştı. Uzun yıllar Mossad’a bilgi aktaran ajan yakalanmış ve asılmıştı.

Üniversite arkadaşlarımın yanı sıra birkaç arkadaşımla bu kitap hakkında konuşmaya başladım. Kitabın içeriğinin yanı sıra, Mossad’ın bir ajanı ne kadar zor eğitimlerden geçirdiğini anlatıyor ve o yıllarda onları övüyordum.Kitabı okuyalı, başta da söylediğim gibi, 10 yılı aşkın bir zaman geçti ve ben yeni yeni şunu idrak etmeye başladım: İsrail gibi eli kanlı bir terör devleti, kendisini ve Mossad’ı dünyaya farklı iletişim araçlarıyla çok güçlü göstermeyi başarıyor ve bunu hâlâ sürdürüyordu. Dünya üzerinde gerek yazılı basın gerekse dijital kitle iletişim araçlarını kendi propaganda aracı gibi kullanan İsrail, dünyaya şu mesajı veriyordu:
“Bakın, dünyanın en güçlüsü biziz.”
7 Ekim olaylarında, elinde yıllardır mazlumun kanı olan bu devlet, katliama başladı; kadın, çocuk demeden insanları öldürdü. Katliamın üzerinden yaklaşık 3 yıla yakın zaman geçti ve 100 bine yakın mazlum katledildi. Dünya üzerinde bu katliama Türkiye başta olmak üzere yalnızca 3-5 devletten başka kimse ses çıkarmadı.
![]()
yüzyılda, dünyanın gözü önünde gerçekleşen bu katliama ses çıkarılmamasının sebebi ise yıllardır İsrail gibi eli kanlı bir devletin dünyaya “en güçlü devlet biziz” düşüncesini empoze etmiş olmasıdır. Ben dahi okuduğum bir kitabın etkisinden çıkamamış, “Bu Mossad nasıl adam yetiştiriyor” algısını sorgulamadan kabul etmiş ve sağda solda dillendirmiş birisi olarak şunu söyleyebilirim:
İsrail, göründüğü kadar güçlü bir devlet değildir; sadece kitle iletişim araçlarını kendi propagandası için çok iyi kullanmaktadır. Ve ne yazık ki dünya bu propagandaya inanmaktadır.
![]()
Binyamin Netanyahu, geçtiğimiz günlerde yaptığı bir konuşmada sosyal medyanın öneminden bahsederek, sosyal medyanın yeni bir “savaş aracı” olduğunu savundu. ABD operasyonlarında İsrail’e desteğiyle bilinen Oracle şirketinin rol oynayacağı açıklanan Çin merkezli TikTok’tan sonra sıranın Amerikan X şirketinin sosyal medya platformunda olduğunu belirtti. Konuşmasında sosyal medyanın savaşta, yani propaganda için ne kadar önemli bir rol oynadığını adeta itiraf etti.
Gelelim asıl konuya… Özellikle X platformunda 7 Ekim olaylarından sonra Filistin’in sesi kısılırken, İsrail’in propagandası üst sıralarda yer almaktadır. Önce insan olmanın gereğini yerine getirmek, ardından 7 cihana meydan okumuş bir milletin torunları ve Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak bu oyuna gelmeden mazlumun yanında yer almak, bizim asli görevimiz olmaya devam etmelidir.
İsrail kâğıttan bir kaplandır.
Unutmayalım ki Türkiye Cumhuriyeti, tarihinde şan ve şeref dolu; ruhunda askerlik yeteneği olan bir vatandır.

YORUMLAR