ABD ile İran arasında aylardır süren gerilimde zaman zaman ateşkes ilan ediliyor, taraflar diplomasi masasına dönüyor ve uluslararası kamuoyu nefes alıyor. Ancak yaşanan son gelişmeler bir kez daha gösterdi ki bölgede silahlar kısa süreliğine susabilir, fakat kalıcı bir barışın inşası hâlâ oldukça uzak görünüyor.
Nisan ayında sağlanan ateşkesin ardından gelen karşılıklı saldırılar, aslında sorunun yüzeyde değil, çok daha derinlerde olduğunu ortaya koyuyor. ABD’nin İran hedeflerini vurması ve İran’ın buna bölgedeki Amerikan üslerini hedef alarak karşılık vermesi, ateşkesin neden sürekli kırılgan kaldığını anlamak açısından önemli ipuçları veriyor.
Öncelikle İran açısından bakıldığında mevcut ateşkes, çatışmanın temel nedenlerini ortadan kaldırmış değil. Tahran yönetimi, ekonomik yaptırımların devam ettiği, bölgedeki müttefiklerinin baskı altında tutulduğu ve askeri tehditlerin sürdüğü bir ortamı gerçek anlamda barış olarak görmüyor. İran için mesele yalnızca silahların susması değil; aynı zamanda ülkenin bölgesel etkisinin ve güvenlik algısının korunması. Bu nedenle İran yönetimi, mevcut şartların uzun vadede kendi aleyhine işleyeceğini düşünüyor.
İkinci önemli unsur ise İsrail faktörü. İsrail ile İran arasındaki rekabet artık sadece iki ülkeyi ilgilendiren bir mesele olmaktan çıkmış durumda. Bölgesel güç dengeleri, güvenlik kaygıları ve stratejik hesaplar bu ilişkiyi çok daha karmaşık hale getiriyor. İsrail, İran’ın bölgedeki nüfuzunu sınırlamak isterken; İran da bunu kendi ulusal güvenliğine yönelik bir tehdit olarak görüyor. Dolayısıyla Washington ile Tahran arasında yapılacak herhangi bir anlaşmanın İsrail’in güvenlik beklentilerini karşılamaması halinde yeni krizlerin ortaya çıkması sürpriz olmayacaktır.
Üçüncü olarak dikkat çeken konu, tarafların gerilimi artık bir müzakere aracı olarak kullanması. Geçmişte askeri baskılar karşısında geri adım atmak zorunda kalan aktörler bugün daha farklı hesaplar yapıyor. İran, uzun süredir maruz kaldığı yaptırımlara ve baskılara rağmen rejimin ayakta kaldığını görüyor. Bu durum Tahran’a daha fazla özgüven kazandırıyor. Benzer şekilde ABD ve müttefikleri de baskının İran’ı taviz vermeye zorlayabileceğine inanıyor. Sonuçta ortaya çıkan tablo şu: Taraflar savaş istemiyor ama kontrollü gerilimden de vazgeçmiyor.
Belki de en kritik başlık ABD’nin tutumu. Washington, İsrail üzerindeki etkisi nedeniyle bölgedeki denklemin en güçlü aktörü konumunda. Eğer Beyaz Saray isterse, İsrail’in askeri hamlelerini sınırlayabilecek önemli araçlara sahip. Ancak bugüne kadar görüldüğü üzere ABD yönetimleri çoğu zaman bu nüfuzu tam anlamıyla kullanmaktan kaçındı. Bu nedenle ateşkeslerin kalıcılığı konusunda en büyük sorumluluğun da Washington’da olduğu yönündeki değerlendirmeler giderek güç kazanıyor.
Bütün bu nedenler bir araya geldiğinde ortaya çarpıcı bir gerçek çıkıyor: İran ile ABD arasındaki sorun yalnızca bir ateşkes meselesi değil. Taraflar arasında güven eksikliği, bölgesel nüfuz mücadelesi, İsrail’in güvenlik kaygıları ve karşılıklı güç gösterileri devam ettiği sürece, ilan edilen her ateşkes yeni bir çatışmanın yalnızca kısa bir molası olmaktan öteye geçemeyecek gibi görünüyor.
Bugün bölgede eksik olan şey ateşkes değil; tarafların birbirlerinin kırmızı çizgilerini kabul edeceği kapsamlı ve sürdürülebilir bir siyasi uzlaşma. Bu sağlanmadığı sürece Ortadoğu’da barış umutları, her yeni saldırıyla birlikte biraz daha uzaklaşmaya devam edecek.

YORUMLAR